6 Aralık 2010 Pazartesi

-naber nasıl gidiyo?-ittiriyoruz gidiyo işte.senin nasıl gidiyo? - iyi gidiyo iyi...

Aynı şeyleri defalarca yaşadığı halde aynı şiddette üzülen ve incinen insana duygularını muhafaza etmesini iyi bilen bir dondurucu mu denmeli yoksa hafızasını sürekli kaybeden bir balık mı? balık da dondurucuya konabilen bir yenen hayvan çeşidi. Aradaki bu sıkı ilişkiyi değerlendirince bence insanın iyi niyet timsali gibi davranmasının bir manası yok. Hani "ben o kadar iyi bi insanım ki yüreğim katılaşmıyor benim, aksine herkes yeni bir insan, herkes yeni bir tecrübe. Bir kere kırıldım bir kez daha kırılırım gerekirse. İnsan olmak budur" gibi tavırların bana uzak olduğunu düşünüyorum. En kötü huyum dürüstlüğüm paradoksu gibi. Dürüstlük neden kötü bi huy olabilir ya da dürüstlük bir huy mudur? -hadi o tabirler hakkında çok da bilgi sahibi olmayan tiplemelerin adlandırmalarını bi yana bırakalım- bunu neden insanların gözüne sokarsın onu bilemeyeceğim. Bir de en kötü huyum insanlara çabucak inanmam gibi kendini malın dibine vurduran insanlar vardır ki sevemem onu bir varoluş olarak. Neyse konudan epey bir saptım sanırsam ama silmek de istemiyorum.

Bir de sürekli şikayetçi olduğumdan dem vuranlar var. Şikayetçi olmayınca ellerine ne geçtiği hakkında zerre fikrim yok. Kendini kandırmak çok aşağılık birşey.. Evet bunu iddia ediyorum, kendini kandırmak çok aşağılık birşey. Kendimi iyi hissediyorum diye ilişkilere başlamak, ya da kendimi iyi hissediyorum diye insanları amaçlar uğruna kullanmak aşağılık birşey. Bunu yapmayınca sürekli şikayet eden oluyorsun. Ama insanları kendi gereksiz ve manasız çıkarların için kullandığında bunun hesabı sorulmuyor. Evet bunu da şikayet ediyorum tam da şu anda. İnsan sürekli şikayet eder bunu da bilmiyorlar. sürekli aşk şiirleri yazan insanların içlerindeki acıyı şikayet etmesinin dışavurumudur o satırlar. Attila İlhan okurken kimse "bu herif de amma şikayet etti haa" demiyor. Sıkıntıyı dile getirmek şikayet etmektir. Bunu insanoğlu anladığında belki insanları şikayetçi diye değerlendirmeyi bir kenara bırakırlar.

Nasılsın diye sorduklarında iyiyim cevabını duymak tek gayeleri olmamalı. "İdare eder" de gayet içten ve hoş bir cevap. İyi değilken iyi değilim demedi diye bir insan şikayetçi olmaz ancak dürüst olur -en kötü huyu olması belki de burdan geliyodur bilmiyorum.- Sıkıntıya deva olacağım diye milettin ödü kopuyor resmen. 

22 Ekim 2010 Cuma

başlık lazım illa ki her yazıya

gece gece bloglar okudum, yazılar okudum falan yazamadan edemeyeceğimi düşündüm ve hadi birşeyler karalayıvereyim dedim. ne de olsa gece, ne de olsa yapacak hiçbirşey yok. şu yazıların tümüne yakını 4 te 1i diyelim ya da birazcık daha azı diyelim -haksızlık etmeyelim- genelde pek bi duygusal. ama bu duygusallık ne bir arkadaşlığa ne de bir ailevi duruma ait. illa ki karşı cins. duygu dendi mi akla gelen ilk şey de bu sanırsam sağolsun yeni nesil yazarlar tunalar fln yarattı bunu heralde. ben gerçi pek bilmediğim için yeni nesil yazarları ad veremeyeceğim tunadan öte. bi de bişeyi anlayamıyorum zaman zaman algılayamıyorum. bu kadar aşka aşık milletiz hani bu gençler sürekli aşk acısı çekiyor falan. ben ilişkilere bakıyorum da rezalet genelde. hep bir çıkar ilişkisi. sevişmeden olmazlar azcık aile baskısına burun kıvırmalar yalanlar ya da dolanlar başka kadın görünce anlık hislere kapılıp o çok sevdiği kızı aldatmalar vs. ama yazılara bakıyorum ya da muhabbetlere tanık oluyorum keremle aslı halt etmiş bokunu kaynatmış suyunu içmiş. bazan şunu diyesim geliyor." hiç birşey pantolonun altından gözüktüğü gibi değil!" aşktan ölüp geberip ağlayıp zırlayıp kendini yerden yere vurup çok geçmeden- kırkı çıkmadan diyip somutlaştırabilirim- başka hayatlara dahil olmalar beni gerizekalıymışım hissine kaptırıyor. ya gerçekten gerizekalıyım ya da bu insanlar acaip. bi de şu facebookta falan hayyamın ya da can yücel abimizin güzelim şiirlerini kendi soytarı aşklarına malzeme etmiyorlar mı işte ben o anda çok üzülüyorum. soytarı aşk dediğim şöyle ki kırkı çıkmayacak aşklara gönül verip bu yazarlar gibi nicelerinin zeka belirtisi harika yazılarını ucuzlaştırıyorlar. bir de mevlana koymuyorlar mı sayfalarına. ölesim geliyor. arkadaşlar bu adamların ağızlarına aldığı aşkı ağzınıza basit bir gönül ilişkisi adına almak neden demek istiyorum. üç yıl sonra yüzünü hatırlamayacağın biri için belki de bu güzelim şiirleri yoketmek neden. ve şu var diyorum kendi kendime. bu şiirler bu şarkılar bir kişi hadi bilemedin iki kişi için okunmalı dinlenmelidir ki bir değeri olsun. ilahi aşkı mecazi aşka dönüştürmeyin arkadaşlar demek istiyorum. mevlana başka telden çalıyor
siz başka telden yapmayın gözünüzü seveyim. aynı şiir farklı farklı adamlar için okunmamalı. bi kıymeti olmalı.

velhasıl kelam herkes aşktan ölüyor da kimse aşık değil. anca bi benzetmeler kullanırlar. telefonlar acı acı çalar-nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrim yok-,ruhlar mengenede sıkışır, kalabalıklar içinde yalnız olurlar, içsel yolculuğa çıkarlar bi ışık görürler inşallah da biter şu içsel yolculuklar. çeşit çeşit abuk subuk benzetmelerle duygusallık yaparlar. sonra benim gibi düşünenler odun olur kalas olur. at boku gibi yazarım biliyorum ama kalas olmamak için "birasını usul usul içerken  donuk gözleri uzaklara dalmış sanki bir aşkın matemini tutuyordu" demem gerekiyor. biliyorum özür diliyorum. çok üzülüyorum böyle yazamadığım için. ama duygu karşı cins değildir be abi. bi de ananıza babanıza yazın şunları, en yakın dostunuza yazın, çocukluk arkadşınıza yazın. onların da hayatınızda bi kıymeti olsun. onlar hiç gitmiyor ama sevgililer duvarda çeltik olarak kalıyor. insan evladının ne olursa olsun tek derdi cinsellik olmasın arkadaşlar. naçizane dert yandım. iyi geceler....

24 Eylül 2010 Cuma

sinek-erkek korelasyonu oluşturdum çok bilimsel.

Vallahi sıkıntıdan yaptım. Eskiden yazardım birşeyler. Bir anlamı olan en azından. Şimdi onu da yapamıyorum o yüzden muhtemelen burayı zırvalamak için kullanacağım. Bir de bir süre Türkiye'de yokum ya görmemişin oğlu olmuş çekmiş çükünü koparmış gibi bir Dornbirn günlüğü paylaşmak istiyorum burda. Malum bunaklık diz boyu. Şimdi world sayfasını açıp yazmak hiç cazip gelmiyor da böyle olunca ikinci tekil şahsa bişeyler anlatıyomuşsun izlenimi oluyo hoş oluyo güzel oluyo. Ilk yazımı dornbirn sineklerine ithaf etmek istiyorum dolaylı olarak da Dornbirn erkeklerine. burası Avusturya'da ki Türk kasabası desem olur mu? olur...Ama çok şükür Türklerle çok büyük problemler yaşamıyoruz, tanımıyoruz muhtemelen ondandır. Dornbirn insanını da tanımıyoruz ama problemler yaşıyoruz onun nedenini bulamıyorum. Geceleri İstanbul'da dışarı çıkmak burda çıkmaktan daha rahat desem inanır mısınız bilemem. En azından kimse İstanbul'da siz geçerken bacağını kaldırıp suratınıza doğru osurmuyordur..Vallahi yapmaz benim memleketimin insanı. Bir de geçerken kulağına lise talebesi gibi geyirmez herhalde sanmıyorum. Bisikletle giderken peşine de takılmaz sanırsam. Buranın sinekleri de çok yavşak. Yavşak hafif kaçabilir yılışıklık da var. Gitmiyolar kulağının dibinden ağzına götrüdğün kaşığın üstüne konup ağzına girecek kadar arsız. Dayaktan anlamıyorlar. Kara sinek yüzünden uyuyamamayı ben burada öğrendim. Dornbirn erkekleriyle ortak özelliği mi ne? İşte tam olarak bu. Barda rahatça eğlenemiyosun sinekleri gibi gelip şıp üsütne konuyolar. Konuşmuyosun etmiyosun bi siktir git eee yapıyosun.. Yok nato kafa... Ben anlamadım niye böyle burası. Anlayan varsa arada bi anlatsın bana...